“Sensiz cümleler kurmanın acemisiyim ben. İtiraf ediyorum, illa sen olmalısın cümlelerimin içinde. Öyle alışmışım ki, oysa istemiyorum artık uzun zamandır.Aslında içinde sen olan tek bir harfi istemiyorum. Sana çıkabilecek tek bir kelimeye öylesi karşı duruyorum ki, seni öylesi istemiyorum ki yazamıyorum…”
İki yakası bir araya gelmez düşler misali benim halim. Kime ne.
Azıcık beri durmuş olmam ve temaşaya bakmaya vermişliğim, beklemekte olduğum değil ki. Durduğum yerde kendi yaralarımı kendimin yalamaya çalışmasının ne sakıncası var ki. Niye illa birini katıp da birine yalatayım ki yaralarımı. Kangren olup uzvumu atmak için mi?
Ne kolay oysa kes at.
Kolsuz kal
Aman canım nasılsa iki tane var…
Sonra?
E onuda bu sefer veririz ne gam…
Yok kardeşim ben tek vücut gideceğim cehenneme…
Garantiledin cehennemi yani
Eh…
İkisi bir araya gelmez düşlerinizin sonu nereye varır zanlınızca?
Bir yere varmaz varması da gerekmez.
Deli saçması hallerinizin bir devamı yani?
Evet size ne?
Hiç…
Bir yere varmaz atışmalardır aslında durduğun anda.” Hiç” e varan sohbetlerin, kocaman duru karşında pek ala demek istediklerin ama demediklerin. Olsun varsınla geçişip giden günler boyu…
Bu zaman da böyle işte.
BU şehirde başka bir yerde bir kadın var. Sen gibi bir kadın, sen gibi düşünen sen gibi davranan. Sen gibi sevebilen de bir kadın. Ne garip geldi, keşke sen olsan o kadın. Keşke onun gibi çağırsan ve ben hiç durmayıp geldim ulan desem. Sarılsam sana sımsıkı. Bilir misin sen bir tek hayırın artık beni yolsuz koyacağını. Korkaklığın bunu duymak olduğunu. Bilsem sen olduğunu ve hala ben sendeyken gelsem ve hiç gitmeyip gitsek hep birlikte. Bu şehirde başka bir kadın var tesedüfen gördüğüm, kim olduğunu bilmediğim sadece harflerle tanıdığım bir kadın, sen gibi. O bir İstanbul gecesinde ondan gideni çağırıyor, bense bir İstanbul sabahında bunu okuyorum. Keşke sen de beni çağırsan diyorum. Keşke sen o olsan.
Delendim gene birkaç gündür, kafamın içinde bin tilki sıkı sıkıya kuyruklarını sarmal etmiş beynimi gıdıklamakta. Boş sokaklarda aramak gafletlerine kapılıyorum gittiğim yerleri. Hiçbir şey yapasım yok, ne yazı yazmak ne tek bir satır okumak. Hele işe gitmek…
Gene çok fazla dolduğunu ve bunun bana iyi gelmediğini biliyorum. Kafamda bin bir umut kırıntısı dolanıyor, sonra hadi oradanlara sildiriyorum onları kıyı bucak. Hop dedik umut yok, umut etmek de nereden çıktı şimdi. Yaşıyoruz ve alınmış kararlarımız var bunlara uyulacak hey hat…
Dellenmenin hiç alemi yok dedi içimdeki o koca adam. Hadi len dedim siluet mi yazıyorsun şimdi. Şiir denedin, öykü denedin, deneme denedin. Birde bir şey dememeyi dene dök ortaya işte deli saçması bölük pörçük aklına eseni. Hem sen değil misin delilerden ben anlarım diye ortalara dökülen. Al kendine bir sayfa yarattın aman ortalık pek tertipli ha… Bak taktir ettim, hele o kelebek var ki o işte doruk noktası olmuş işin. “Amanın klasik romantizme kelebekler konmuş” Bak renk seçimindeki pastellik varya işte o da ayrı bir lezzet olmuş ha. Denizlerde vaybe… Ulan görende seni binbir diyar denizlerini aşmış kaptanı derya sanacak; a be salakım kıyı kıyı git önce kıyı kıyı.
Kimlere akıl sorduğuma şaşıyorum. Ulan sorduğumun aklı olsa kendi paramparca olmaz. Ha baksan öf ama. Ondan mükemmeli yok. Eh o da haklı garip ne etsin. Ben de salaklık gene yahu kendine sor be adam önce, sen karar ver hele bir. Aaaa değil mi verilmiş benim kararım. Durulacak. İyi duralım. Ama millet sanıyor ki bu adam duruyor gene bekliyor. E neyapayım yahu. Gidilecek son nokta burası, daha uzağı yok. Burada durulup gerekenler yapılacak. E ama sen bekliyorsun deniyor. Diyenin… Öleyim mi be ne yani. Bu kadar arkadaşlar son nokta. İstemeyen beş adım geri. İşinize gelirse.
Ha bir de özlemişsem, kime ne. Seviyorsam da hatta. Benim kimseye zararım var mı? Yok, kendi kendine eşeleniyorum. Hem eğleniyorum da bunla ben. Hicranlı aşk şiirleri yazıyorum, amanın ne de duygu adamı yazıları çiziktiriyorum. Ben hiç değilse özlediğime değer veriyorum. Buyurun bana hüküm verin siz. Bana ne ki… Budur benim halim kime ne. Yetmediğimde çocuklarıma höt deyin bana. O güne kadar hepiniz hele bir susun. Önce bir yapın sonra konuşun e mi…
Dellenmişim ben iyiden iye, ne garip eskiden olsa saldıracak yer arardım. Ya ne güzel öfkelerim vardı pis doktorumsu aldı benden onları. Hey seni varya sonunda bulacağım ve öfkelerimi alacağım senden. Bana yakışmıyor ya böyle süt dökmüş kedi durumları. Tarzım değil valla yakışmıyor yahu.
Aman her ne ise çenem düştü sus artık. İyi geceler hepiniz.
Bir anda oldu,
Oysa ben duruyordum
Ve artık sen yoktun.
Önüme baktım
Ardıma sonra
Yoktun işte.
Önce anlayamadım
Sabah sensiz uyanmıştım
Tan yeri rüyalarımdan.
Oysa hep gelir fısıldardın bana rüyamda.
Bir anda oldu dedim ya
Aynı gidişim gibiydi
Hoyrat sensizlik.
Ne garip değil mi, yıllardır biriktirdiğin her şey bir sabah uyanışında bakıyorsun ki yok. Artık aynı bakmıyor, aynı duymuyorsun. Aynı değil hiçbir şey ve aslında yepyeni ve bir o kadar da merakla gözlenen. Artık hiçbir şeyi aynı yapmıyorsun. Tekil cümleler kurup, tekil programlar yapıyorsun. Tek kişilik tarafındasın masanın ve yatağın tek yanında yatıyorsun. Yalnızlığın keyiflerine varıyorsun. Sessiz evde kendi müziğin, kendi köşen. Zaman geçtikçe bu yalnızlıkla sorularını tek-tek yanıtlıyorsun. Sessizlik, tüm düşüncelerin duvarlarda asılı, artık zamanın var onlara tek-tek bakmaya. Öfkelerini alıyor derdest edip çöpe atıyorsun, sonra tüm olmadı suçluluklarını.
Kabulleniyorsun ve artık sabah uykularından onun yüzüyle uyanmıyorsun. Artık, sadece kuş sesleri uyandırıyor seni ve sen artık gülerek merhaba diyorsun güne.
Kabulleniyorsun işte, artık yeniden başlıyorsun hayata. Kırık dökük ne varsa bahar temizliğinde kapının dışında. Hayatında yerler açıyorsun; yeni yüzler, yeni yerler. Artık yepyeni bir sen var eskiden saçma gelen şeyler şimdi seni mutlu ediyor. Yapamadıklarını yapıp hey ben bunu yapabiliyormuşum diyorsun. Mutlu oluyorsun.
Kabulleniyorsun işte; artık genç değilim ve zamanım çok yok. Yaşadığım kadar zamanı yaşayabilecek miyim ki? Telaşlarını siliyor, dert ettiğin her şeye sadece gülümsüyorsun. “Ne saçmaymış” diyorsun (Ne, Neden, Niçin,Kim) Soru kipleriyle başlamıyor artık cümlelerin.
Kabulleniyorsun işte; yaz geçti, mevsim yaprakların dökülme mevsimi. Ardından gelecek soğuk günler. Üşüyüp daha çok sarılacaksın kendine. Ve kendine sarılmanın yetmediğini görüp sarılmayı ve sarılınmayı isteyeceksin. Yeni filiz vermiş yapraklar gibi gene bahara açacaksın işte o an. Renklerin olacak, hemen beyaz bahar dallarının ardına gizlenmiş, taze yeşil.
Kabulleniyorsun işte. Kabullenişlerin seni özgür kılıyor ve sen artık tüm kabullenişlerin sakinliği ile hazırsın… Bu kış geçer yaz yepyeni umutlara açar.
Bu da böyle bir eylül yazısı olsun dedim. Eksilmeyin ve unutmayın hayat hep baharlarda devşirilir.
Dip not: İlk bahar gelirken ilk çığırtkanlıkları ben yapmıştım. Baktım sonbaharda hepinizde bir zemheri haller. Hop ne oluyoruz kış geliyor ve kış da geçer keyfinedir hayat…